Gizem Topkara’nın hamilelik heyeCANı

Hamile olduğunu öğrendiği ilk andan itibaren bize heyecanını okurken hissettiren güzeller güzeli moda bloggerı Gizem Topkara'nın bloğumuzda bizimle paylastığı bu güzel yazı için çok teşekkur ederiz. Sağlıkla gelsin CAN...

 

 

Aylardan Ekim’di. Eşim ile bayram tatili için Floransa’ya gitmiştik. Şansımıza hava her gün güneşliydi ve biz de bu güzel şehrin sokaklarında saatlerce yürüyerek her köşesini keşfediyorduk.

 

 

 

 

Her zamankinden farklı olarak biraz daha halsiz hissediyordum kendimi. Daha çabuk yoruluyor ve durup dinlenme ihtiyacı hissediyordum. Gezimizin 3. Gününde Siena’ya gitmeye
karar verdik, daracık sokakları ile bu ortaçağ kentinde dolaşırken gözüme minik bir manav çarptı. Meyvelerin sıra sıra dizili olduğu kasalara doğru ilerlerken normalde hiç de sevmediğim üzümlere doğru adeta mıknatısla çekildiğimi hissediyordum Satıcının tartmasını zor bekleyerek, kese kağıdına dahi koydurmadan o anda o üzümleri yemezsem ölecekmişim gibi bir iştahla yemeye başladım. Bu benim ilk ve belki de son aşerdiğim şey oldu  

 

 

 

 

Floransa’ya döndüğümüzde içimdeki kuşku ile Ponte Vecchio’nun köşesindeki eczaneden bir test aldım ve Arno nehrine bakan odamızda elimde saniyeler içinde belirginleşmiş çift çizgili test ile kalakaldım.

 

 

 

O anda tam olarak neler hissettiğimi anlatmak için kelimelerin kifayetsiz kalacağını hissediyorum, ancak hayatımın geri dönüşü olmayacak yeni, farklı ve güzel bir yola girdiğini biliyordum. O ana kadar aslında kendim içi hiç kaygı duymamış olduğumu fark ettim. Şimdi henüz içimde bezelye tanesi kadar bile olmayan bir varlığı dünyadaki tüm acılardan, adaletsizlikten, kaygılardan uzak tutmak istiyordum. Ona herşeyin en iyisini nasıl verebilirim, en iyi şekilde nasıl yetiştiririm gibi düşünmek için erken olduğunu bildiğim halde engelleyemediğim düşünceler silsilesi kafamda uçuşurken yerde mi gökte mi yürüdüğümü bilmeden son günümüz geçti. Hayatta ilk kez kendim için de kaygı duymaya başladığımı hissediyordum. Varlığı bana bağımlı, sevgime, ilgime muhtaç bu küçük varlık için kendime en iyi şekilde bakmam ve her daim, her anlamda onun yanında olmam gerektiğini hissediyordum. Hamilelik benim için kocaman bir süprizdi ve ben hayatın bana yaptığı bu güzel süprizi kollarımı açıp kalbimdeki tüm sevgi ile kucaklamıştım.

 

 

 

 

 

 

Haftalar aylara döndükçe aslında bu sürecin hem çok hızlı hem de çok yavaş olduğunu düşünüp durdum. Hızlıydı çünkü üzümleri çılgınca yediğim gün daha dün gibiydi üstünden 30 hafta geçmiş olabilir miydi? Yavaştı çünkü, hareketlerini içinizde hissetmeye başladığınız o büyülü ilk andan itibaren bebeğimle tanışmak, onu görmek, kokusunu içime çekmek için dayanılmaz bir istek duyuyordum. Böyle bakınca 40 hafta geçmek bilmeyen fazlaca uzun bir
süre gibi geliyordu. Bir yandan da içine girdiğim yeni düzende bedenimdeki farklılıklara adapte olmaya çalışırken, bebeğimin odasını hazırlarken, doktor muayeneleri derken aylar birbirini kovalıyordu.

 

 

 

 

 

Bu zaman akışı içerisinde hiç unutmayacağınız anlar da oluyor. 24 Ocak sabahının benim için bir dönük noktası olması gibi. Sabah erkenden biten uykum sebebil ile yatakta uzanıp miniğim ne yapıyor diye düşünürken karnımda birden duyduğum kıpırdanma ile irkilip, önce bana mı öyle geliyor derken sonra peş peşe gelen minik tekmelerle elim karnımda şaşkınlık, heyecan,
mutluluk ve şükran duygusu ile kalakadım... İçinizde yaşadığını bildiğiniz bebeğinizin canlı oluşunu ilk kez hissetmek ve onun size kendi varlığını bu kadar naif ve tatlı bir şekilde belli etmesi insan hayatında nadir yaşayabildiği mutluluklardan birisi oluyor.

 

 

 

 

Benim minik oğlum bir yaz bebeği olacak, ancak ben cinsiyetini öğrendiğimde 2014’ün son gününü yaşıyordum, hava hiç olmadığı kadar soğuk ve karlıydı. Henüz 16 haftalık olduğu için hem birşeyler almak için biraz daha büyümesini beklemek istiyordum hem de onu içerisinde hayal edebileceğim bir şey alıp o daha gelmeden elimde sevebileceğim eşyaları olsun istiyordum. Bir alışveriş merkezinde yürürken kendime daha fazla engel olamayarak bir bebek
mağazasına girdim. Kapüşonu kürklü minik bir puf kaban o kadar tatlı gözüküyordu ki, doğduktan 4-5 ay sonra sonbaharda giyebilir düşüncesi ile hiç tereddüt etmeden o kabanı aldım. Oğluma aldığım ilk eşya buydu ve ben bir iki ay sonra yeni kıyafetler almaya başlayana kadar o minik kürklü kabanın tüylerini durup durup sevdim, minik ellerin bu kabana mı girecek, o pamuk yüzünü bu kürklü kapüşon mu saracak diye düşünüp durdum. İnsanın henüz dünyaya gelmemiş kendisinden bir parçaya duyduğu sevgi bambaşka oluyormuş.

 

 

 

 

 

 

Annemin sürekli “Esas dünyaya gelsin bir yüzünü gör o zaman göreceksin tüm dünya bir
yana o bir yana olacak” deyişi kulaklarımda. Şimdiden bu kadar çok severken, doğup da gözlerine bakınca, pamuk yanaklarını öpüp koklayınca nasıl hisler içerisinde olacağımı tasavvur bile edemiyorum.

 

 Son 5 haftanın içerisindeyim ve ona kavuşana kadar günleri sayacağımı biliyorum. Aynı zamanda içimde olduğu zamanlar da benim için çok kıymetli, her anını değerini bilerek yaşamaya çalışıyorum. Kalan zamanda günden güne kuvvetlenen hareketlerinin, her
seferinde yüzüme kocaman bir gülümseme koyan hıçkırmalarının, minik poposu ile karnımı ittirerek yerleşmeye çalışmasının keyfini sonuna kadar çıkarıp günü geldiğinde onu kucağıma almak için sonsuz bir sevgi ve heyecanla hazır bekliyor olacağım

 

Gizem Topkara

 

Gizliteras ve betwinus blog yazarı

instagramda @betwınus hesabından takip edebilirsiniz.

 

Canı bizde bekliyoruz heyeCANla

 

Please reload